newsCurtis Enstitüsü’nde Bir Türk Genci: Delfin Demiray

Bilkent Müzik Hazırlık Okulu’nda 11 yıl boyunca aldığı tam zamanlı piyano eğitimi aracılığıyla güçlü bir müzisyen altyapısına sahip olan, eğitimine bestecilik yolunda devam etmek isteyen Delfin Demiray; Eastman, Boston Konservatuvarı, Longy School of Music, New England Konservatuvarı ve Jacobs’tan %60-%80 aralığında burs teklifleri, Juilliard ve Curtis’den ise tam burslu olarak kabul aldı. Ahmet Makal’ın yeni bir kuşağın heyecan verici temsilcisi olan Delfin Demiray ile yaptığı keyifli söyleşiye hep birlikte kulak verelim.
Son yıllarda yurt dışındaki müzik eğitim kurumlarına kabul edilen ve eğitimlerine buralarda devam eden çok sayıda genç müzisyen var. Şüphesiz Türkiye’de ciddi bir müzik eğitimi aldıktan hemen sonra, bu kurumların ağır sınavlarına hazırlanmak ve başarılı olmak hiç de kolay değil. Diğer taraftan yurt dışında eğitim görmenin büyük maliyetlerini karşılamak da kolay değil. Bir taraftan okul ücretleri, diğer taraftan barınma, beslenme ve ulaşım masrafları, eğitimin zorunlu kıldığı diğer harcamalar, birçok yetenekli gencin eğitimini sınırlıyor ya da tümüyle engelliyor. Son yıllarda yaşanan iktisadî darboğaz, bu yetenekli gençlere yönelik vakıf, şirket gibi kurumların malî desteklerini de olumsuz yönde etkiliyor. Ama diğer taraftan bu desteklerin sadece yetenekli gençler açısından değil, Türk müzik/sanat yaşamının gelişmesi açısından da hayatî bir öneme sahip olduğu vurgulanmalı. Bu yıl, yurt dışında eğitim görecek yetenekli gençlere önemli bir isim daha eklendi. 18 yaşındaki Bilkent Müzik Hazırlık Lisesi öğrencisi Delfin Demiray’ın kompozisyon alanında, lisans düzeyinde kabul aldığı çok sayıda müzik eğitim kurumunun sadece isimleri bile hayranlık uyandıracak nitelikte. Bu kurumlar arasında ABD’nin ünlü eğitim kurumları Curtis Müzik Enstitüsü ile Juillard Müzik Okulu’nun bulunduğunu ve üstelik her iki okulun da Delfin’i tam burslu olarak kabul ettiğini de sözlerimize ekleyelim. Sonuç olarak söylersek, Delfin Demiray önümüzdeki öğretim yılından itibaren, kompozisyon eğitimini Curtis’te yapmayı tercih etti. Evet, mezunları arasında besteciler Leonard Bernstein, Samuel Barber, Lucas Foss, Nino Rota ve Gian Carlo Menotti’nin; piyanistler Shura Cherkassky, Lang Lang ve Yuja Wang’ın, kemancılar Hilary Hahn ve Aaron Rosand’ın ve daha yüzlerce önemli müzisyenin bulunduğu Curtis… Yöneticileri arasında Josef Hofmann’dan Rudolf Serkin’e büyük müzisyenlerin bulunduğu Curtis… Bu arada, hemen bizim sanatçılarımız Güher-Süher Pekinel ile Efe-Fora Baltacıgil kardeşlerin de Curtis eğitimli olduklarını hatırlayıverelim. Bu yazımızda Delfin Demiray’ı Andante okuyucularıyla tanıştırmak ve genç müzisyenle müzik ve eğitim yanında, diğer ilgileri ve yaşam üzerine kendisiyle yaptığımız söyleşiyi paylaşmak istiyoruz. Benim gibi, okuyucularımız da Delfin’in ne kadar çok yönlü ve kendi yolunu oluşturup, orada ilerleyecek bir kişiliğe sahip olduğunu göreceklerdir. Bu söyleşimiz vesilesiyle, Delfin Demiray‘ın Curtis’te tam burslu olarak eğitim görecek olmakla birlikte, diğer yaşamsal harcamaları için yurt dışında eğitimini sürdürecek çoğu gencimiz gibi ek desteğe ihtiyacı olduğunu da duyuralım. Bu yetenekli gencimizle iletişim kurmak isteyen kurum, kuruluş ve kişiler, delfindemiray14@gmail.com adresinden ya da sanatçının www.delfindemiray.com web sitesi üzerinden Delfin’le bağlantı kurabilirler. Delfin Demiray’a Curtis’teki kompozisyon eğitiminde başarılar dilerken, söyleşimizi de Andante okurlarıyla paylaşıyoruz. 
Delfin, müzik eğitimin nasıl başladı, kısaca anlatabilir misin? 
Her müzikle uğraşan meslektaşım gibi benim de müzikle ilk iletişimim küçük yaşlarda başladı. Ailem bana hediye gelmiş olan oyuncak orga ilgi gösterdiğimi ve müzikal şeylere yöneldiğimi görünce bana piyano dersleri aldırm​aya karar verdi. Maalesef ailemde hiç müzisyen olmadığı için, onlar da bu işlerin nasıl olacağını bilmiyordu. Fakat kısa bir arayış sonucu Bilkent Müzik Hazırlık ilköğretim Okulu’nu buldular. Yetenek sınavlarına girerek komisyon takdiriyle piyano dalına burslu bir şekilde kabul edildim. Sonrası kendi kendine gelişti diyebilirim.

Müzik eğitimin boyunca hangi hocalarla çalışma olanağını buldun? 
Piyano eğitimim süresince Başar Can Kıvrak, Elif Önal, Yoonie Han ve Barno Haknazarova ile çalıştım. Kompozisyon eğitimime ise Yiğit Aydın ile başladım ve hâlâ kendisiyle devam ediyorum. Ayrıca, Stanislav Loudenitch, Jura Margulis, Gülsin Onay, Muhiddin Dürrüoğlu, Hyun Sook Tekin, Tian Ying ve Eduardus Halim gibi birçok önemli ismin ustalık sınıflarına katılma olanağını buldum. Kompozisyon alanında ise ünlü besteci Klaus Lang’ın ustalık sınıfına katılmış olmaktan mutluluk duyuyorum.
Delfin, gerek piyanist, gerekse kompozitör olarak çeşitli ödüllere lâyık görüldün. Bize bunlardan söz eder misin… 
Uluslararası II. Memorijal “Sanja Pavlovic”, II. Gloria Artis, IMKA Classical Music and Dance yarışmalarında birinciliğe, AmicaFest Piyano Festivali’nde “Audience Award”a, Uluslararası Bilkent Piyano Festivali’nde Ayşe Celasun’un sağladığı “Fine Arts Music” bursuna lâyık görülmüştüm. Kompozisyon dalında ise 2022 yılında Jean Sibelius Yarışması’nda ikincilik ödülüne lâyık görüldüm.
Delfin, piyanist olarak çeşitli mekânlarda konserler verme olanağın oldu. Bunlardan kısaca söz eder misin… 
Mozarthaus, Kore Kültür Merkezi, Erimtan Müzesi ve Bilkent Konser Salonu konser verdiğim başlıca mekânlar oldu.

Kompozisyona nasıl yöneldin? 
Konservatuvar ortamında, küçükken her teneffüs enstrümanlarımızı çıkarıp emprovizasyon yapardık. Çocuk yaşlarımda bu gibi etkinliklerden çok keyif alırdım ve ilk sempatimin bu şekilde başladığını rahatlıkla söyleyebilirim. Liseye geçtiğimde kompozisyonla haşır neşir olmaya başladım, bilgisayardan şarkı yaparak, ses düzenleyerek vesaire… Aynı zamanda amatör olarak enstelasyon ve ses yerleştirmesi şeklinde işler de yapmıştım. Lise üçüncü sınıftayken zamanımı değerlendirmek adına, hiçbir şekilde bu alana yöneleceğimi düşünmeden, belki sadece hobi olarak yapacağımı düşünerek Yiğit Aydın hocam ile tanışmaya gitmem ve onunla kısa süreli bir konuşma gerçekleştirmem üzerine bu dalı kendime yakın gördüm. İlk defa oluşturduğum notasyonu hocama gösterdiğimde beni çok desteklediğini hatırlıyorum, gerisi zaten çorap söküğü gibi geldi. Nota yazmak ve iğne işlemek gibi zor bir iş olan bestecilik çekindiğim bir şeyken, keyif alarak yapmaya başladığım bir noktaya geldi. Bu dalın zorluklarından çekinmemem gerektiğini hissettim ve bu sırada hocam da benden desteğini hiç esirgemedi.
Kompozisyonun senin için önemi ne? 
Kanımca her müzisyenin hayatı, eğitim yaşamında ve sonrasında bestecilikle bir biçimde kesişiyor. Müzisyen ve sanatçının içgüdüsel yaratıcılık yatkınlığı ve yaratma sancısı kaçınılmaz bir faktör diye düşünüyorum. Bundan ötürü o sancıyı dışarı vurmak benim için en keyifli süreçlerden biri; ne kadar zorlu ve pürüzlü bir süreç olsa da! Kompozisyon bu arzumu dindirmemi sağlayan bir alan bence. Herhangi bir konsepti alıp kendi perspektifimle yorumlayabilmek ve yaratabilme serbestliği keyifli bir süreç. Gerek disiplinler arası çalışmalar olsun, gerek Viyana Okulu’ndan kalma motifler olsun, insanların iletişim aracı olarak bu dalı kullanabilmesi başlı başına bir ifade zemini oluşturuyor ve ben de bu zemini bol bol kullanabilmek ve kavrayabilmek istiyorum.
Sevdiğin ve müzik eğitimin boyunca özel olarak etkilendiğin bestecilerden söz edebilir misin?
Tabii ki her dönemin sözü geçen ekolü farklıydı. Benim ilham aldığım sanatçılar, genellikle dönemlerinde sansasyonel görülebilecek etkilerle sanatı ve düşünürlüğü bir adım ileriye taşıyanlardı. Bunlara örnek olarak verebileceklerim; 20. yüzyıldan Stravinsky, 2. Viyana Okulu bestecileri, Messiaen, Ligeti, John Cage, George Crumb ve Salvatore Sciarrino gibi isimler. Bunun dışında da müziğine yakınlık, empati ve sempati duyduğum birçok besteci var. Örneğin her müzisyen gibi benim için de Bach, Mahler, Çaykovski, Beethoven gibi isimlerin yeri ayrıdır. Sonuç olarak, günümüzde adı geçen çoğu bestecinin algısı ve katkısı, ister kişisel ister kültürel olsun, etki yaratabilecek düzeyde diye düşünüyorum.

Yurt dışında kompozisyon eğitimi için başvurduğun okulların sınav süreçleri nasıl gelişti? 
Okullara giriş için ilk başta bir prescreen (ön eleme) aşaması gerçekleşti. Bu aşamada yazdığım eserlerden ve kendimi anlatan içeriklerden oluşan bir portfolyo gönderdim. Burada aldığım armoni, form bilgisi, teori, müzik tarihi gibi dersleri ve seviyelerini, aynı zamanda enstrümanımdaki repertuvarımı da belirtmem gerekti. Elemeden geçenleri ikinci aşamaya çağırdılar, bu aşamada ise fakülte üyeleri ve bazı okullarda dekanlar ile online mülakatlar yapıldı. Çoğu hoca mülakatta kulak testi gerçekleştirdi. Çoğu okulda da ayrıca yazılı bir duyuş/teori/kompozisyon sınavı yapıldı. Aynı zamanda yabancı dil yeterliliği de istediler. Açıkçası benim için bu süreç uzun ve zorlayıcıydı. Hepsi Amerika içinde olmasına rağmen her okulun ayırt edici bir şekilde farklı ekollere sahip olduğunu gözlemledim. Her fakültenin pedagoji ve estetik algısı bariz bir şekilde farklıydı. Gerek mülakat süreçleri, gerek iletişim tarzları açısından her okulun ayrı bir karakteristik yapısı ve beklentisi olduğunu söyleyebilirim. Örneğin Eastman’da aynı zamanda piyano repertuvarı da istendi, Jacobs’da hocalar benimle bir kulak testi gerçekleştirdi. Diğer taraftan Juilliard’da bu okulların yapmadığı uzunlukta bir yazılı sınav teslim etmem istendi. Bazı okullardaki hocalar rahatlıkla eserlerime yorum yaparken, bazılarının yorum yapmaması daha etik olarak tanıtıldı.
Şu ana kadar hangi okullara başvuruların olumlu sonuçlandı? 
Kabul aldığım okullar Eastman, Boston Konservatuvarı, Longy School of Music, New England Konservatuvarı, Jacobs, Juilliard ve Curtis. Diğer okullar %60-%80 aralığında burslar teklif ederken, Juilliard ve Curtis’e tam burslu olarak kabul aldım.
Delfin senin müzik dışında da uğraşı alanların olduğunu biliyorum. Bize onlardan söz edebilir misin? 
Sekiz yaşından beri yarı zamanlı olarak tiyatro eğitimi alıyordum, fakat şimdiki eğitimimin yoğunluğu sebebiyle ara vermem gerekti. Bilkent Çocuk Tiyatrosu ve Ankara Sanat Tiyatrosu’nun verdiği eğitimlerde bulunma ve oyunlarında rol alma şansım oldu. Ayrıca, zamanında birkaç serbest tiyatro ekibinde de bulunmuştum. Boş zamanlarımda fotoğraf çekiyorum ve editliyorum, daha önce de çektiğim iki fotoğraf okulumun bir sergisinde yer aldı. Aynı zamanda video çekmeyi de çok keyifli buluyorum ve genelde sosyal medyada paylaşıyorum. Onlar için ses editliyorum ve bu uğraşım bestecilik dalı ile videolar arasında disiplinler arası bir bağlantı oluşturuyor. Amatörce eleştiri denemeleri yazıyorum, sinema ile alâkadar olan yazılarımı daha önce okulumda yayınladığım 321 Sanat Gazetesi’nde iki haftada bir ve bir yıl boyunca paylaşmıştım. Aynı zamanda o gazetenin grafiksel editini ve fotoğraflarını da ben yapmıştım. Yazı denemelerimi de, yaptığım disiplinlerarası işlerin manifestosu olarak kullandığım oluyor. Elbette günlüğümün kenar köşelerinden çıkmayacak kadar mahrem yazılarım da olmuyor değil…

Dünyadaki en iyi müzik okullarından birinde kompozisyon eğitimine başlayacak genç bir müzisyen olarak geleceğe nasıl bakıyorsun?
Beklentilerin, hayallerin, yapmayı düşündüklerin?.. Bu çok komplike bir soru. Esasen bir besteci adayı ve sanatçı olarak, spontane ilerleyiş biçimini hayat tarzıma daha yakın görüyorum. Bundan kast ettiğim şey elbette ki aklıma eseni yapacağım demek değil, fakat gelecekte ne olacağı beklentisini kendime aşılamamak, daha ileri götürücü bir yöntemmiş gibi hissediyorum. Nitekim tahminlerim var. Belki ülkemizde de demlerini gördüğümüz marka curcunasına kendimi çok kaptırırım ve sözlerim sanatımın önüne geçer. Belki de kendimi kimseden onay alamadığı için ortada kalan işlerle yoluma devam etmek için tepinirken bulurum! Her ne olursa olsun, nihayetinde kendimi geliştiren bir birey olmak istiyorum. Ancak bu soruya saydam bir yanıt veremem, vermek istemem. 18 yıllık hayatımda da veremediğim gibi…
Ahmet Makal